Mesafe 9








2009’da ilk sayısıyla okuyucularıyla buluşan Mesafe dergisi, şu an elinizde tuttuğunuz 9. sayıyla birlikte tam dört yılı geride bıraktı. İlk sayımızdaki “Sunuş” metnimize, “bu yayın, ‘dünyayı değiştirmek’ için gerekli olan teorik ve politik tahlil çabasının, dönüştürülmesi gereken gerçekliğin daha iyi anlaşılması gayretinin bir ürünüdür” diyerek söze başlamıştık. Bu sayı da, kuşkusuz ardımızda bıraktığımız sekiz sayıyla birlikte gerek üzerinde yaşadığımız topraklarda gerekse dünya ölçeğindeki toplumsal ve politik koşulların kavranması ve gerçekliğin doğurduğu yeni görevlere yeni yanıtlar verebilme uğraşının bir sonucu.

Ardımızda bıraktığımız süreç içerisinde, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da mücadelelerin keskinleştiği bir döneme tanık olduk, olmaya devam ediyoruz. Bilhassa Libya Devrimi’nden sonra Suriye’de de devrimin iç savaşa dönüşmesi ve bu ülkenin devrimlerin merkezî noktası haline gelmesiyle birlikte Arap devrimleri bölgede tüm dengeleri alt üst eden yeni bir aşamaya girdi. Bu noktada emperyalizm, işbirlikçi kitle önderlikleriyle müzakere aracılığıyla devrimlerin rotasını saptırmaya dönük girişimlerde bulunmakta. Bu girişimlerin henüz başarıya ulaştığını söyleyemiyoruz. Ancak gelinen noktada Esad diktatörlüğü devrilmediği gibi yenişememe durumu sürüyor, iktidar krizi giderek derinleşiyor.

Benzer bir kriz, Mısır devriminin de akıbetini değiştirmek üzere. Devrimden sonra yönetime gelen Müslüman Kardeşler, kendi iktidarını sağlamlaştırma adına devrimin taleplerini hasıraltı etmeye çalışarak eski rejimin temel kurumlarını tamamen tasfiye etmek yerine onların, kendi çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeni bir görünüm altında devam etmesine olanak sağlamıştı. Ancak devrimin taleplerinin gerçekleşmediğini gören kitlelerin öfkesi bu önderlikleri de sarsmaya kararlı. Geçtiğimiz günlerde Mısır’da emekçi kitlelerin devrimin taleplerine sahip çıkarak Müslüman Kardeşler iktidarına karşı Tahrir’e dökülmesi Mısır’da devrimin sürdüğünün güçlü bir kanıtı. Cumhurbaşkanı Mursi’nin yetkilerini genişleten kararnamesine karşı ayaklanan kitleler; referandumun iptali, mevcut kurucu meclisin lağvedilmesi ve kararnamenin geri çekilmesi gibi taleplerle Mursi yönetimine çekilme çağrısında bulundu. Mevcut iktidarın meşruiyetini yitirdiğini gösteren bu durum, politik krizin giderek tırmandığını gösteriyor. Arap coğrafyasında keskinleşen bir dönemin açıldığını söyleyebiliriz.

Sınıf mücadelesinin Avrupa boyutunda ise, emperyalist kapitalist krizin yoğunlaşması ve birikmiş borçların ağırlığı altında kalan devletlerin çöküşü tehdidi ile işçilere yönelik uygulanan kemer sıkma politikaları söz konusu. Avrupalı işçiler kendilerine karşı uygulanan bu politikalara karşı güçlü grevler ve eylemlilikler örgütledi. Avrupa gençliği, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da yaşanan devrimci yükselişin de etkisiyle, Öfkeliler hareketi benzeri seferberlikler geliştirdi. Ancak Avrupa çapında gelişen bu seferberlikler, örgütlülük, süreklilik ve ulusal eksenli kalma gibi sorunlar yaşamakta. Tıpkı hükümetler tarafından uygulanan politikalar gibi, bu politikalara karşı sürdürülen direnişlerin de enternasyonal olması bir zorunluluk halini aldı. Ancak var olan bürokratik ve sendikal önderlikler, bu direnişleri sürdürmeye niyetli olmadıkları gibi iktidara talip olmak ve mücadeleyi enternasyonal düzeyde örgütlemek gibi bir perspektife de sahip değiller.

Sözünü ettiğimiz bu durum, uluslararası ölçekte bir önderlik krizinin varlığına işaret etmekte. Troçki’nin deyişiyle, “İnsanlığın krizi devrimci önderlik krizine indirgenmiştir.” Var olan işbirlikçi ve bürokratik önderliklere karşı alternatif bir önderlik yaratmak politik bir süreç. Bu, enternasyonal düzeyde kapitalizmden kopan bir işçi alternatifi anlamına geliyor. Bugün krizden en fazla etkilenmiş ülkelerde işçiler, Arap halklar, Latin Amerika’da Chavezcilik gibi burjuva-milliyetçi önderliklerden kopmaya başlayan emekçiler, yeni bir alternatif aramaya başlamış durumdalar. Görevimiz bu çabalara katkıda bulunarak yeni bir devrimci işçi enternasyonalini olanaklı kılmaktır; bu bizim için, Dördüncü Enternasyonal’in yeniden inşası anlamına geliyor.

Bu inşanın ise salt ideolojik propagandayla değil, sınıf mücadelesine politik müdahaleyle kitle seferberlikleri içinde olanaklı olduğunu düşünüyoruz. Avrupa’da sınıf mücadelesinin şiddetlenmekte, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da ise devrimci dönüşümler sürecinin açılmış olduğu bir dönemde, enternasyonal inşa, zaruri ve vazgeçilmez bir öneme sahip.

Tüm bu sözünü ettiğimiz saiklardan hareketle, 2–4 Kasım’da İstanbul’da, Uluslararası Birlik Komitesi (UBK) bileşenleri İşçi Cephesi ve Enternasyonalist Mücadele’nin (LI, İspanya) çağrıcısı olduğu bir buluşma gerçekleştirdik: Uluslararası İstanbul Buluşması. Bu buluşmaya İşçilerin Uluslararası Birliği-Dördüncü Enternasyonal (UIT-CI) yönetimi ve Almanya sempatizan seksiyonu İşçi Demokrasisi İçin Komite (KRD) temsilcileri ile Enternasyonalist Sosyalist Grup (GSI, Fransa) ve Yunanistan Enternasyonalist Komünistler Örgütü (OKDE) temsilcileri katıldılar. Buluşmaya fiziki olarak katılamayan Suriyeli, Filistinli ve Tunuslu devrimci çevreler de mesajlarıyla desteklerini sundular.

Bu buluşmanın Enternasyonal’in yeniden inşası yolunda mütevazı ama nitel açıdan ileri ve gerekli bir adım olduğunu düşünüyoruz. Çünkü şu anda tek tek ülkelerdeki grup ve partiler kendi ülke sınırları içinde gelişmekte olan sınıf mücadelesi sorunlarına kendi başlarına yanıt getiremezler. Bu, o örgütlerin politik ve örgütsel güç düzeylerinden bağımsız bir gerçeklik ve Marksizm’in daha ilk doğuş anından itibaren enternasyonalist olmasının altında yatan neden. Tekil ülkelerdeki ulusal dinamikler, sadece yerel değil, ama daha önemlisi bölgesel ve uluslararası koşulların etkisi altında gelişir; dolayısıyla bu dinamiklerin devrimci kavranışı ve çözümü enternasyonalist politik ve örgütsel müdahaleyi gerektirir.

Dolayısıyla, Mesafe’nin bu sayısını İstanbul Buluşması’na hasrettik. Bu sayımızda, bu buluşmada yapılan tartışmalar neticesinde vardığımız sonuçların dokümanlarına ve güncel duruma ilişkin yaptığımız analizlere yer veriyoruz.

Yusuf Barman, Kasım ayında gerçekleştirilen İstanbul Buluşması metinlerine, metinlerin bıraktığı yerden bir güncelleme katkısı yapıyor. “Avrupa’da Genel Grev, Ortadoğu’da Devrim” başlıklı yazısında 14 Kasım’da çeşitli Avrupa ülkesi sendikalarının düzenledikleri grevlerin yapısını, içeriğini ve sonuçlarını aktarıyor. Öte yandan Mısır ve Tunus’ta Aralık 2012 ve Ocak 2013 aylarında gerçekleştirilen kitle seferberliklerini inceliyor. Barman bu iki ülkedeki işçi-emekçi mücadelelerinin devrimi yeni bir aşamaya sıçratmakta olduğunu belirtiyor ve bu yeni atılımın çıkış noktalarını araştırıyor.

Hakkı Yükselen, “Suriye: İlgisizliğin Halleri” başlıklı yazısında, Arap Devrimleri ve özel olarak da Suriye Devrimi’ne yönelik sol/sosyalist cenahın aldığı tutumların analizini yaparak, gerçek anlamda anti-emperyalist ve bağımsız bir devrimci tutum için, küçükburjuva milliyetçiliği ve her türlü liberalizmden kesin bir kopuşun şart olduğunu vurguluyor.

Uluslarası Birlik Komitesi’nin (UBK) hazırladığı “Kuzey Afrika ve Ortadoğu Devrimleri” dokümanı, Arap coğrafyasında patlak veren devrimlerin kökenlerini inceleyerek, sürecin sonuçlarını çeşitli olasılıklar dâhilinde değerlendiriyor. Metin, önderlik krizi diye bahsettiğimiz olguyu ve Dördüncü Enternasyonal’in inşasına duyulan yakıcı ihtiyacı şu sözlerle aktarıyor: “Arap devrimleri, devrimci Marksistler olarak onlarca yıldan beri kendimizi hasrettiğimiz önderlik inşası çabasının ve görevinin ne denli yakıcı olduğunu bir kez daha açığa çıkarmıştır. Kitleler ne denli kahramanca bir tarihi mücadele içine girseler de, kendi örgütlülüklerini yaratamadıkça veya mücadeleler içinde doğan özörgütlenmelere kalıcı, demokratik ve iktidara yürüyen bir özellik kazandıramadıkları sürece, tüm devrimci atılımlarının karşıdevrim tarafından frenlenip ezilmesi tehlikesi bulunmaktadır. Yani, devrimi ve kitle seferberliklerini sürekli kılacak, ekonomiyi emekçilerin istekleri doğrultusunda ve onların denetiminde planlayabilecek, işçi demokrasisine dayalı bir yönetim sisteminin kurulmasını olanaklı kılacak, ülkeyi emperyalizmin tahakkümünden çıkarıp gençliğin ve emekçi yığınların ellerine teslim edecek bir program ve önderlik. İşte bu amaçla Dördüncü Enternasyonal’i yeniden inşası acil bir görev olarak önümüzde duruyor.”

UBK’nın Avrupa dokümanı ise, Avrupa ekonomik krizinin nedenlerini ve bir sermaye ittifakı olarak AB’nin gidişatını tartışırken, kriz karşısında uygulanan kemer sıkma politikalarına karşı gelişen toplumsal hareketlerin karakterizasyonunu yapıyor. Avrupa’da aşırı sağın yükselişi ve teknokrat hükümetler bu bağlamda değerlendiriliyor.

Uluslararası İstanbul Buluşması’nda kabul edilen “Suriye Devrimi”, “Avrupa’da Kriz ve Gelişen Mücadeleler Üzerine”, “Venezuela: İşçiler Yönetmeli!” deklarasyonları süreçleri politik olarak tahlil etmesinin yanı sıra, bir eylem programı özelliğini taşıyor.

Uluslararası İstanbul Buluşması sürecinde yaşanan bir diğer önemli gelişme ise, UBK ve UIT-CI arasında bir koordinasyon komitesinin kurulması ve bu iki uluslararası oluşumun ortak bir enternasyonal örgütlenme altında birleşmesi adına önemli bir adımın daha atılmış olmasıydı. Bu sayımızda, UIT-CI’nin 2012’nin Haziran ayında gerçekleşen 4. Dünya Kongresi’nde kabul edilen Uluslararası Perspektifler dökümanına da yer veriyoruz. Döküman Stalinist imparatorluğun çöküşüyle açılan yeni dünya durumunu; Irak ve Afganistan yenilgileri ve dünya ekonomik krizinin tetiklediği sınıf mücadeleleriyle birlikte gelişen emperyalizmin egemenlik krizini; içinden geçmekte olduğumuz dünya ekonomik krizini; Çin’in emperyalist sistem içindeki konumunu ve Çin’de gelişen sınıf mücadelelerini; Arap devrimini, Avrupa’da gelişen işçi ve gençlik hareketlerini, Castro-Chavizm’in içine girdiği krizi ve Latin Amerika’da gelişen seferberlikleri analiz ediyor ve devrimci önderlik krizinin aşılmasına dönük bir yöneliş hattı ve eylem programıyla tamamlanıyor. Dökümanın bu konulara dönük tartışmaları zenginleştirici bir işlevi olacağına inanıyoruz.

Gelecek sayıda görüşmek dileğiyle.

8 Şubat 2013
Powered by Blogger.